Basın Bülteni: Cerebra Whitepaper Yayında!
Cerebra“Gizli Tehlike: Tedarik Zinciri Suistimalleri” raporu, ACFE 2024 verileri ve saha analizleri ışığında satın alma, lojistik ve tedarikçi ilişkilerinde yoğunlaşan zimmet (%90) ve yolsuzluk (%50) risklerini ele alıyor. Cerebra’nın uzmanlığıyla, proaktif yönetim, şeffaf iç kontrol ve dijital izleme yaklaşımlarıyla kurumların bu risklere karşı nasıl daha dirençli hale gelebileceğini inceliyor.
SUİSTİMAL VAKALARININ YAKLAŞIK %90’I ZİMMET, %50’Sİ YOLSUZLUK KAYNAKLI
Tedarik zincirleri, şirketlerin operasyonel verimliliğini belirleyen süreçler olmanın ötesine geçerek finansal, hukuki ve itibar risklerinin yoğunlaştığı kritik alanlara dönüşüyor. Uluslararası suistimal verileri, en yaygın vakaların satın alma, tedarikçi ilişkileri ve lojistik süreçlerinde ortaya çıktığını gösteriyor. Kurumların maruz kaldığı suistimal vakalarının yaklaşık %90’ı varlıkların zimmete geçirilmesi veya kötüye kullanılmasıyla ilişkilendirilirken, vakaların %50’si ise yolsuzluk kapsamında gerçekleşiyor.
Cerebra tarafından yayınlanan ve tedarik zincirindeki suistimal risklerini kapsamlı bir şekilde ele alan “Gizli Tehlike: Tedarik Zinciri Suistimalleri” başlıklı çalışma, tedarik zincirlerinin şirketler için giderek daha yüksek suistimal, yolsuzluk ve uyum riski barındırdığını ortaya koyuyor. Uluslararası veriler ve saha analizlerine dayanan çalışma, suistimal vakalarının büyük bölümünün satın alma, tedarikçi ilişkileri ve lojistik süreçlerinde yoğunlaştığını gösteriyor.
Küresel ticaretin artmasıyla birlikte tedarikçi ağlarının coğrafi olarak genişlemesi, tedarik zincirlerini şirketler açısından stratejik bir risk alanı haline getirdi. Artık tedarik zinciri sadece maliyet, hız ve verimlilik başlıklarıyla değil; suistimal, yolsuzluk, uyum ve itibar riskleriyle birlikte ele alınması gereken bütüncül bir yapı olarak değerlendiriliyor.
Cerebra Kurucusu ve CEO’su Fikret Sebilcioğlu, tedarik zincirinde suistimal riskinin çoğu zaman yeterince görünür olmadığını belirterek, “Şirketler tedarik zincirini genellikle operasyonel bir süreç olarak ele alıyor. Oysa bu alan, suistimal risklerinin en yoğun yaşandığı ve etkilerinin en yıkıcı olduğu başlıkların başında geliyor. Satın alma ve tedarikçi ilişkilerinde yaşanan kontrol zafiyetleri, hem içeriden hem de dışarıdan aktörlerin iş birliğiyle ciddi kayıplara yol açabiliyor” dedi.
Sebilcioğlu, sözlerini “Başarılı bir mücadele için risklerin proaktif yönetilmesi gerekiyor. Risk temelli iç kontrol mekanizmaları, tedarikçi seçiminde şeffaflık, sürekli izleme sistemleri, ihbar mekanizmaları ve çalışan farkındalığı, dijitalleşme ve süreçlerin otomasyonu gibi birçok önleyici yaklaşım mevcut. Kurumlar, suistimal riskini stratejik bir yönetim başlığı olarak ele almak zorunda” diye sürdürdü.
SUİSTİMAL VAKALARININ EN YOĞUN OLDUĞU ALAN TEDARİKÇİ İLİŞKİLERİ
Association of Certified Fraud Examiners (ACFE) tarafından yayımlanan 2024 Suistimal Raporu’na göre, kurumların maruz kaldığı suistimal vakalarının yaklaşık %90’ı varlıkların zimmete geçirilmesi veya kötüye kullanılmasıyla ilişkilendiriliyor. Aynı rapor, vakaların yaklaşık %50’sinin yolsuzluk kapsamında değerlendirildiğini ortaya koyuyor. Bu eylemler çoğunlukla satın alma, tedarikçi seçimi, sözleşme yönetimi, mal kabul ve sevkiyat gibi tedarik zincirine özgü aşamalarda gerçekleşiyor.
Veriler, suistimal riskinin büyük ölçüde şirketlerin kendi iç operasyonlarından ziyade, üçüncü taraflarla kurulan ilişkilerde yoğunlaştığını gösteriyor. Çok sayıda paydaşın yer aldığı, kontrol mekanizmalarının zayıfladığı ve bilgi asimetrisinin arttığı tedarik zinciri yapısı, suistimalciler için elverişli bir zemin oluşturuyor. Fatura manipülasyonları, hayali alımlar, şişirilmiş fiyatlar, gizli çıkar ilişkileri ve rüşvet gibi uygulamalar, çoğu zaman rutin iş süreçlerinin içine gizlenerek uzun süre fark edilmeden devam edebiliyor.
Bu tür vakalar sadece finansal kayıplara yol açmakla kalmıyor; şirketlerin itibarını zedeliyor, yatırımcı güvenini sarsıyor ve ciddi hukuki yaptırımlarla sonuçlanabiliyor. Özellikle uluslararası düzenlemeler kapsamında, şirketler artık sadece kendi faaliyetlerinden değil, tedarik zincirinde yer alan iş ortaklarının eylemlerinden de sorumlu tutuluyor. İnsan hakları, çevresel etki, yolsuzlukla mücadele ve kurumsal yönetişim başlıklarında artan yükümlülükler, tedarik zinciri risklerinin daha yakından izlenmesini zorunlu kılıyor.
Tedarik zincirini bütünsel bir risk yönetimi perspektifiyle ele alan şirketler, sadece suistimal risklerini azaltmakla kalmıyor; aynı zamanda operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve kurumsal itibar alanlarında da önemli bir avantaj elde ediyor. Uzmanlar, tedarik zincirinde şeffaflık ve hesap verebilirliği merkeze alan yapıların, uzun vadede şirketlerin rekabet gücünü doğrudan etkilediğine dikkat çekiyor.
Raporun detaylarını incelemek ve indirmek için linke tıklayınız.