Türkiye’de Artan Yolsuzluk Riski ve Özel Sektöre Yansımaları
CerebraYolsuzluk Algı Endeksi 2025 sonuçları, Türkiye’nin yolsuzluk algısında gerileme trendinin sürdüğünü gösteriyor. Bu yazıda, söz konusu düşüşün özel sektör için ne anlama geldiğini; yatırım ve finansman maliyetleri, rekabet/piyasa güveni, üçüncü taraf (aracı/danışman) riskleri ve itibar yönetimi çerçevesinde değerlendiriyoruz.
2025 Yolsuzluk Algı Endeksi: Türkiye’nin Son Yıllardaki Seyri Yapısal Bir Güven Erozyonuna İşaret Ediyor
Transparency International tarafından yayımlanan ve kamu sektöründeki yolsuzluk algısını ölçen Yolsuzluk Algı Endeksi (CPI)’nin 2025 sonuçları açıklandı. Türkiye, 2024’te 180 ülke içinde 34 puanla 107. sıradayken, 2025 endeksinde 31 puanla 124. sıraya geriledi. Sıralamadaki sert düşüş, Türkiye’nin uluslararası karşılaştırmada göreli pozisyonunun zayıfladığını ve risk algısının daha olumsuz bir zemine oturduğunu gösteriyor.
Daha uzun vadeli trende bakıldığında tablo daha net: Türkiye’nin 2013–2015 döneminde 50 puan bandına yakın seyrederken, son yıllarda 30’lu puan aralığına sıkışması, geçici dalgalanmalardan çok yapısal bir güven ve itibar erozyonuna işaret ediyor.
Bu nedenle CPI verisi yalnızca kamu yönetimine dair bir gösterge olarak okunmamalı. Yolsuzluk algısındaki bu gerileme, özel sektör için de doğrudan bir risk parametresidir: yatırım kararlarından iş yapma maliyetlerine, rekabet koşullarından itibar yönetimine kadar birçok alanda etkisini gösteren bir çerçeve sunar.
Endeksin Hesaplanmasında Özel Sektörün Rolü
CPI, yalnızca kamu görevlilerine ilişkin algıyı ölçen dar bir değerlendirme değildir. Endeks; iş dünyası yöneticilerinin, ülke risk analistlerinin, uluslararası yatırımcıların ve finans kuruluşlarının değerlendirmelerini de içeren çeşitli kaynaklara dayanır. Bu nedenle, özel sektörün sahadaki gözlemleri ve deneyimleri endeksin nihai sonucuna doğrudan yansır.
Daha da önemlisi, kamuya ilişkin yolsuzluk vakalarının büyük kısmı iki taraflı bir ilişki üzerinden şekillenir: rüşveti alan taraf kamu görevlisi olsa da, rüşveti veren taraf çoğu zaman özel sektördür. Bu gerçek, CPI’deki gerilemenin yalnızca kamudaki zafiyetleri değil; aynı zamanda kamu–özel sektör temas noktalarında biriken riskleri ve iş yapma biçimlerine yansıyan sorunları da görünür kıldığını gösterir.
Özel Sektör Açısından Artan Riskler
Türkiye’nin yolsuzluk algısı bakımından yüksek riskli ülkeler kategorisinde yer alması, özel sektör açısından aynı anda hukuki, operasyonel ve itibar boyutlarında ciddi sonuçlar doğurur. Türkiye’de faaliyet gösteren veya Türkiye ile bağlantılı şirketler için FCPA ve UK Bribery Act gibi yabancı yolsuzlukla mücadele mevzuatlarının yarattığı uyum yükü daha kritik hale gelir; özellikle uluslararası şirketler Türkiye operasyonlarını daha yakından izlerken, aracı ve danışman gibi üçüncü taraf risklerini daha sıkı kontrol etme ihtiyacı duyar.
Öte yandan kamu ile kesişen sektörlerde karşılaşılabilen “kolaylaştırma” ya da “hızlandırma” ödemesi talepleri, şirketleri etik ve ticari açıdan zorlayarak iş yapma maliyetlerini ve belirsizliği artırabilir; şeffaf olmayan süreçler ise rekabeti bozup piyasa güvenini zedeler.
Son olarak, küresel yatırımcılar ve iş ortakları açısından CPI skoru ülke risk değerlendirmelerinde önemli bir referans olduğundan, düşük skor şirketlerin itibarını, uluslararası iş ortaklığı kapasitesini ve yatırım çekme potansiyelini doğrudan etkileyen bir çerçeve oluşturur.
Yabancı Yatırımcı Perspektifi: Risk Priminin Yükselmesi
Yabancı yatırımcı açısından yolsuzluk algısı şu soruları gündeme getirir:
- Hukuki koruma mekanizmaları ne kadar etkindir?
- Kamu süreçleri öngörülebilir midir?
- Regülasyonlar şeffaf ve eşit uygulanmakta mıdır?
- Yerel ortaklık ve üçüncü taraf riski ne düzeydedir?
Yolsuzluk algısının yüksek olduğu ülkelerde risk primi artar, finansman maliyetleri yükselir ve uzun vadeli stratejik yatırımlar yerine kısa vadeli, temkinli yaklaşımlar tercih edilir.
Bu nedenle CPI yalnızca bir algı göstergesi değil, aynı zamanda ekonomik kararları etkileyen bir risk parametresidir.
Türkiye’de Özel Sektör Ne Yapabilir?
Türkiye’nin CPI’deki konumu özel sektör açısından edilgen bir şekilde izlenecek bir veri değildir. Aksine, aktif aksiyon gerektiren bir uyarı sinyalidir.
-
Kolektif Duruş
Rüşvet talebi çoğu zaman arz-talep dengesi üzerinden sürdürülür. Eğer özel sektör sistematik ve kolektif bir biçimde bu taleplere karşı duruş sergilerse, sürdürülebilirlik zayıflar. Sektörel birlikler ve iş dünyası platformları aracılığıyla ortak etik taahhütler oluşturulabilir.
-
Güçlü Etik ve Uyum Programları
Şirketler için etik ve uyum programları artık yalnızca prosedürel bir gereklilik değil; stratejik bir risk yönetim aracıdır.
Türkiye gibi yolsuzluk algısının yükseldiği ve kamu ile temasın birçok sektörde kaçınılmaz olduğu bir ortamda, şirketlerin etik ve uyum programlarını “var” göstermekle yetinmeyip gerçekten çalışır hale getirmesi gerekir. Etkili bir program; yolsuzluk risklerini risk bazlı analizlerle doğru tanımlamayı, özellikle aracı, danışman, distribütör gibi üçüncü taraflar için güçlü due diligence süreçleri kurmayı ve kamu ile temas edilen tüm kritik noktalara (ihale, ruhsat, vergi, teşvik, gümrük vb.) özel, net ve uygulanabilir prosedürler getirmeyi zorunlu kılar.
Bunun yanında hediye ve ağırlama gibi gri alanları açık kurallarla yönetmek, çalışanların güvenle kullanabileceği etkin ihbar mekanizmaları oluşturmak, gerektiğinde hızlı ve disiplinli hareket edecek iç soruşturma kapasitesine sahip olmak ve en önemlisi, üst yönetimin bu çerçeveyi tereddütsüz sahiplenerek “tone at the top” seviyesinde açık ve kararlı bir duruş sergilemesi şarttır.
CPI’deki kötüleşen tablo, bu unsurların her birinde Türkiye’deki şirketlerin daha dikkatli, daha disiplinli ve daha tutarlı olmasını zorunlu kılıyor; çünkü yolsuzluk riski artık teorik değil, doğrudan iş yapma biçimlerini, maliyetleri ve itibarı belirleyen bir gerçeklik.
-
Kamu ile Kesişen Alanlarda Kontrollü Yaklaşım
Türkiye’nin CPI’deki konumu ve yolsuzluk algısının yüksek seyrettiği mevcut risk ortamı, şirketlerin özellikle kamu ile kesişen süreçlerde hata payını neredeyse sıfıra indiriyor. İhale süreçleri, ruhsat ve izin başvuruları, vergi ve teşvik uygulamaları gibi alanlar, kamu otoritesiyle doğrudan temas içerdiği için suistimal ve yolsuzluk riskinin en yoğunlaştığı temas noktalarıdır.
Bu nedenle şirketler bu alanlarda çift onay mekanizmaları ile kararları tek kişiye bağlı olmaktan çıkarmalı, her adımı zorunlu ve denetlenebilir dokümantasyon ile kayıt altına almalı ve aracı/danışman/distribütör gibi üçüncü taraflarla yapılan sözleşmelere açık uyum hükümleri (yolsuzlukla mücadele taahhütleri, denetim hakkı, fesih maddeleri, eğitim ve bildirim yükümlülükleri gibi) ekleyerek kontrol çerçevesini güçlendirmelidir. Yüksek riskli ülkelerde farkı yaratan, “niyet” değil; bu temas noktalarında kurulan somut, tekrarlanabilir ve ölçülebilir kontrol disiplinidir.
Sonuç: Özel Sektör İçin Stratejik Uyarı
Türkiye’nin son yıllardaki gerileme trendi, yalnızca kamu yönetimine ilişkin bir sorun değildir. Bu tablo, özel sektörün risk ortamını da doğrudan şekillendirmektedir.
Yolsuzluk talebinin devamlılığı arz tarafına bağlıdır ve arz tarafı büyük ölçüde özel sektördür.
Dolayısıyla çözümün önemli bir kısmı da özel sektörde yatmaktadır.
Güçlü etik altyapılar, kolektif duruş ve sistematik risk yönetimi sayesinde özel sektör yalnızca kendi hukuki ve itibar riskini azaltmakla kalmaz; aynı zamanda ülkenin genel güven ortamının iyileşmesine de katkı sağlayabilir.
Yolsuzluk Algı Endeksi bir sonuçtur. Ancak aynı zamanda bir çağrıdır.
Ve bu çağrı, bugün her zamankinden daha fazla özel sektöre yöneliktir.